Emperyalizmin Yıllık Bütçesi 250 Milyon Dolar Olan Katil Örgütü PKK
Sinan Seydioğulları
Bugün Doğu Anadolu'daki pek çok Türkmen yerleşimi, Kürt aşiretlerin etkisiyle Kürtçe konuşur ve kendini Kürt sayar. Doğu Anadolu'dan Antalya'ya gelen Yeniosmanlı Yörüklerine de Kürt denir. Oğuzların Üçok boyunun on iki oymağından biri olan ve Anadolu'da ilk önce Batman yöresine yerleşen ve daha sonra bir kısmı bugünkü Akseki Gümüşdamla'ya göç eden Zilanlılar, yörede Kürt olarak bilinir. Doğu Anadolu'dan gelip Alanya'ya yerleşen ve yaylamak için Gündoğmuş Söbüçimen'e göçen Yörüklere de Kürtler denir. Halkı Türkçe konuşan ve Yörük olan Silifke Pelitpınarı'nın eski adı Kürtler'dir. Kahramanmaraş'ta Türkçe konuşan Kürtleravşarı ve Süsükürtleri, Kayseri Sarız'da akraba olan Avşarsöbüçimen ve Kürtsöbüçimen yerleşmeleri bulunur.
Çarlık Rusya'sı ve Amerikan kolejleri özellikle doğudaki Ermeni ve Aleviler arasında ve Kürt dili üzerine çalışmalar yapmaya başladı. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde Fransa, İngiltere, Rusya, Avusturya-Macaristan, Almanya, İtalya ve Amerika'nın Ortodoks, Gregoryen, Katolik ve Protestan mezheplerine bağlı Hıristiyanların ve Yahudilerin, özel okul statüsünde çok sayıda misyoner okulu vardı. Amerikan Protestan Kilisesi misyonerleri İzmir, İstanbul, Trabzon, Erzurum, Kayseri, Maraş, Urfa, Merzifon, Harput, Tarsus, Sivas ve Van'ı misyonerlik merkezi olarak seçmiş ve bu yerlerde kilise, yemekhane, okul, çocuk yuvası, sağlık merkezi ve çocuk bahçeleri açmıştı. Müslümanları Hıristiyanlaştırmayı beceremeyen misyonerler, daha sonra Ermeni nüfusun yoğun olduğu bölgeleri hedef seçti.
Türkiye, Suriye ve Irak Kürtlerinin katılımıyla ve Taşnak Ermeni lideri ve eski Osmanlı Van milletvekili olan Vahan Papazyan'ın desteğiyle, Ekim 1927'de Fransa kontrolündeki Lübnan Bihamdun'da toplanan I. Kürt Kongresinde, bağımsız bir Kürdistan için HOYBUN adlı bir cemiyet kuruldu ve başkanlığına, İngiltere ile işbirliği yapan Celadet Ali Bedirhan seçildi. Cemiyet adını, Kürtçede benlik anlamına gelen Hoybon ile Ermenicede Ermeni yurdu anlamına gelen Haypun'dan aldı. HOYBUN, Ermenilerle dostluk kurarak ortak düşman Türkiye'ye karşı işbirliği yapacağını, Ermenistan ve Kürdistan'ın bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün karşılıklı olarak kabul edildiğini ilan etti. Haziran 1928'de Halep'te, Celadet Ali Bedirhan ile Vahan Papazyan arasında yapılan görüşmede Doğu Anadolu bölgesinde merkez, Çukurova bölgesinde ise güney Ermenistan'ın, Rize ile İskendurun körfezi arasında vasi ve müttefik bir Kürdistan'ın kurulması; Nasturi, Ezidi ve Çerkezlerle birleşilmesi ve Türkiye'ye karşı her alanda işbirliği yapılması kararı alındı.
Kasım 1978'de Diyarbakır Lice'de Abdullah Öcalan önderliğinde kurulan, Marksist-Leninist PKK, Temmuz 1979'da Hilvan Kırbaç'taki ilk eyleminde, Urfa milletvekili ve aşiret ağası Mehmet Celal Bucak ve yakınlarını otomatik silahlarla taradı ve 4 kişiyi öldürdü. PKK bu saldırıda ilan ettiği örgütün kuruluş bildirgesinde, bağımsız bir Kürdistan için stratejisini uzun süreli bir halk savaşı olarak açıkladı. Eylül 1979'dan itibaren yurt dışına çıkan PKK, Lübnan'da FKÖ ve ASALA'nın kamplarının bulunduğu, Suriye'nin kontrolündeki Bekaa Vadisi'ne yerleşti.
PKK 15 Ağustos 1984'teki ilk büyük eyleminde, Eruh ve Şemdinli'yi basarak, jandarmadan gasp ettiği silah, mühimmat ve malzemeyi Kuzey Irak'a kaçırdı. Sonraki yıllarda, kalabalık gruplar halinde mezraları, köyleri ve kentleri basıp toplu katliamlar yapan PKK militanları, bu şekilde bölge halkını sindirmeye çalıştı. Daha önceleri Kürtlerin milli dininin Zerdüştlük olduğunu belirterek, İslamiyet'e şiddetle karşı çıkan PKK, 1980'lerin sonlarına doğru bölge halkında taban bulmak, İran ve Libya gibi ülkelerden daha fazla destek sağlamak amacıyla laikliğin Batı'nın ve siyonizmin çıkarlarını savunmak için icat edilmiş bir safsata olduğunu ileri sürmeye başladı.
Başta Suriye olmak üzere, Bulgaristan, Lübnan, İran, Irak, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Ermenistan, Fransa, İtalya, Almanya, İsveç, Hollanda, Belçika, İngiltere ve Sırbistan PKK'ya direkt ya da dolaylı olarak para, eğitim imkanı, istihbarat ve silah desteği veriyordu. Örgütün Yunanistan'da Lavrion ve Dimitri Elen adlı eğitim kampları, İran Urumiye'de ise bir hastanesi vardı. Fransızlar, 1989'da Paris'te Kürt Konferansı düzenlemişti. Militanları arasında Türkiye, Suriye, Ermenistan, İran ve Irak uyrukluların da bulunduğu PKK, Türkiye İhtilalci Köylü Komünist Ordusu (TİKKO) ve Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C)'yle ortak eylemler yaparak, Akdeniz ve Karadeniz'e açılmaya çalıştı.
1989'da CIA'nın eski Ortadoğu ve Türkiye Masası Şefi Graham Fuller, "Türkiye'de tek millet egemenliğine dayalı devlet anlayışının terk edilmesi, yerine federasyonlardan oluşan bir yapılanmaya gidilmesi gerekir. PKK'nın Türkiye tarafından tanınması yararlı olacaktır. Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması kaçınılmazdır" diyordu. 1990'lı yılların başında PKK, yol kesip yolcuları kurşuna dizdi ve sınır karakollarına baskınlar yaptı. PKK'ya karşı olan Kürt aşiretleri ise, can ve mal güvenliğini kendileri sağlamaya çalıştı ve korucu olarak, güvenlik güçleriyle ortak operasyonlara katıldı.
Kuzey Irak'ta bulunan PKK kamplarını karadan ve havadan sürekli vuran Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), gerilla savaşına uyum sürecinde çok sayıda şehit verdi. Eş zamanlı olarak ülkenin çeşitli yerlerinde Devrimci Sol (DEV-SOL)'un gerçekleştirdiği intikam eylemlerinde eski cezaevi savcısı, MİT mensubu ve paşalar infaz edildi.
ABD yönetimi Mart 1991'de, Irak rejiminin zulmünden kaçıp Türkiye ve İran sınırına yığılan yaklaşık 1,5 milyon Kürt mültecinin bulunduğu 36. paralelin kuzeyini uçuşlara yasakladı ve Çekiç Güç adıyla uluslararası bir askeri gücü bu bölgeye yerleştirdi. Böylece Kuzey Irak'ta fiili bir Kürt yönetimi oluştu ve PKK, 36. paralelin kuzeyinde ciddi bir yapılanma sürecine girdi. ABD'nin 1991'de başlayan Irak işgali sürecinde, Kuzey Irak'taki PKK kamplarına Türkiye'nin kara harekatı yapmasına izin vermedi. Türkiye'nin 100 milyar dolar zarara uğradığı Körfez Savaşı sonrası Kuzey Irak'ta oluşan otorite boşluğundan yararlanan PKK, saldırılarını iyice artırdı.
1991 yılı sonunda SSCB'nin dağılmasıyla birlikte dünya tek kutuplu hale geldi. Saldırganlığını iyice artıran ve Ortadoğu petrolünü kontrol altında tutmak amacıyla bölgeye yerleşen ABD, Türkiye'deki sömürge düzenini güçlendirmek istiyordu. ABD'nin 1942 yılında inşa edip 1972 yılında Türk Deniz Kuvvetleri'ne devrettiği mayın döşeme muhriplerinden olan Muavenet gemisi, 2 Ekim 1992'de Ege'de yapılan NATO Tatbikatı sırasında, Amerikan Saratoga uçak gemisinden atılan iki füzeyle vuruldu. Gemi komutanı ile birlikte 5 Türk denizci şehit oldu, 22 askerimiz de yaralandı. Füzenin biri kaptan köşküne, diğeri ise savaş harekat merkezine isabet etti. Dönemin Türk Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş 2002 yılında yaptığı bir açıklamada Amerikalıların Muavenet'i bilerek vurduğunu söyledi.
4 Ekim 1992'de Kuzey Irak'ta Federe Kürt Devleti kuruldu. 16 Ekim'de Türk Silahlı Kuvvetleri 20 bin askerle sınır ötesi harekat başlattı. Almanya, verdiği silahları Türkiye'nin güneydoğuda kullanamayacağını açıkladı. TSK 1993'ten itibaren, alan hakimiyeti uygulamasına geçti ve Güneydoğu Anadolu'da düşük yoğunluklu savaş stratejisi uyguladı. Koruculuk sistemi yaygınlaştırıldı, köyler boşaltıldı, bünyesinde korucu ve itirafçıların da bulunduğu Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JiTEM) gibi yapılar kuruldu; faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar ve insan hakları ihlalleri, hayatın bir parçası haline geldi. 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde bulunan arabasına konan bombanın patlaması ile öldürülen Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu (1942-1993), PKK örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın MİT ajanı ve Kuzey Irak Peşmerge lideri Barzani'nin ise MOSSAD-CIA-MİT bağlantılı olduğunu yazmış ve Çekiç Güç tehlikesine dikkat çekmişti.
17 Şubat 1993'te, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'i Diyarbakır'a götürmek üzere Ankara Güvercinlik Askeri Havaalanı'ndan kalkan uçak havalandıktan hemen sonra düştü. Genelkurmay Başkanlığı, kimsenin kurtulmadığı olayın teknik bir arızadan meydana geldiğini açıkladı. Orgeneral Eşref Bitlis (1933-1993), ABD'nin PKK'lılara yardım yaptığını ve Çekiç Güç'ün bir Kürt devletinin kurulmasına zemin oluşturduğunu rapor etmişti. Mayıs 1993'te 150 civarındaki PKK'lı terörist, Bingöl-Elazığ karayolunu kesip kaçırdığı 33 eri ve 6 sivili kurşuna dizerek şehit etti.
1998 yılında yurt içinde ve Kuzey Irak'ta başlattığı geniş çaplı operasyonlarla PKK'yı iyice köşeye sıkıştıran Türkiye, Suriye'nin Apo'ya verdiği desteği çekmemesi halinde karşı güç kullanacağını açıkladı. Ekim 1998'de Suriye'den Yunanistan'a geçen Apo'nun iltica talebi kabul edilmedi. Bunun üzerine Moskova'ya geçen ve yaklaşık bir ay burada kalan Öcalan'ın Ermenistan'daki bir askeri üste bulunduğu ortaya çıktı ve Türkiye, Apo'yu resmen istedi. Apo 11 Kasım'da İtalya'ya gitti ve orada tutuklandı, ancak daha sonra serbest bırakıldı. Yaklaşık iki ay kaldığı İtalya'yı 16 Ocak 2000'de terk etti ve tekrar Rusya'ya geçti. 29 Ocak'ta Minsk'ten Atina'ya uçtu, ancak geri dönmek zorunda kaldı. 31 Ocak'ta Atina'ya ve oradan Kos adasına geçti. Kos adasından uçakla Kenya'ya uçan ve Yunanistan Büyükelçiliği'ne sığınan Apo, ABD ve Kenyalılarla birlikte ortaklaşa gerçekleştirilen bir operasyonla büyükelçilikten alındı ve özel bir uçakla 16 Ocak 1999'da Türkiye'ye getirildi.
İdam edilmemek şartıyla Türkiye'ye teslim edilen PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yargılanmasına 31 Mayıs 1999'da, İmralı adasında başlandı. Davanın ilk günü şehit ailelerinin yaşadığı acıyı yürekten paylaştığını söyleyen ve bundaki sorumluluk payından dolayı özür dileyen Apo, PKK'nın yıllık bütçesinin 250 milyon dolar olduğunu ve çoğunun İsviçre bankalarında bulunduğunu, ayrı bir devlet kurma seçeneğinin mümkün olmadığını, federasyonun aşiret ağalığından ve Kürt-Türk iç içeliğinden dolayı elverişsiz olduğunu, çözümü demokratik birliğin oluşturduğunu söyledi. Leslie Lipson'un Demokratik Uygarlık adlı kitabından alıntılar yapan Apo, Kürtlerin asli kurucu unsur olduğunu söyleyerek, en az iki resmi dilin öğrenilmesinin zorunlu tutulduğu, çok dilli, mezhepli ve kültürlü İsviçre örneği bir devletten yana olduğunu belirtti.
PKK, 1984-1999 yılları arasında geçen on beş yıllık süreçte, Türkiye çapında ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde sivil, asker, kadın, çoluk çocuk, meslek, din, mezhep ve ırk ayrımı yapmaksızın, kitle imhası şeklinde gerçekleştirdiği eylemlerde yaklaşık on bin kişiyi katletti. Bunların yaklaşık 4500'ü sivil, 4000'i asker, 1250'si korucu ve 250'si polisti. Öldürülen sivillerin çoğu Kürt kökenli ve bir kısmı ise öğretmen ve sağlık çalışanıydı. Öldürülen yirmi bin PKK militanından dört bini örgüt tarafından infaz edildi. PKK'nın yakma, yok etme, bombalama, baskın ve soygun eylemlerinde milyarlarca dolar maddi zarar oluştu. 1999 yılı itibariyle PKK'nın yurt içinde 2200, yurt dışında ise 2500 militanı bulunuyordu.
Bugün PKK ezilmiştir ancak sermayesine el konulamamıştır. Türkiye'de Türk ve Türkçe ile sorunu olan, üniter ve ulus devlet yapısını kabul etmeyenler hain ilan edilip mal varlıklarına el konulmalı ve vatandaşlıktan atılmalıdır. Türkiye nükleer güç ve bağımsız bir devlet olmalıdır.





















